Aşk, Işık, Ozan, Aşık Kavramlarının Etimolojik Kökeni

Ozanlık köken itibari ile Kam/Şaman ve Kayçı geleneğine dayanır. Esirip, kendinden geçerek ve Ozlaşarak(Tanrı katına yaklaşarak) aşk ateşiyle yananlara Ozan denir. Ozanlığın okulu ve diploması olmaz Ozanlar içindeki ışığı ve yangını sazı ile sözü ile topluma yansıtır. Hem toplumu aydınlatır hemde topluma yolbaşçılık, halkının dile getiremediği hususları dile getirerek topluma sözcülük yapar. Türk töresi gereği Ozan konuşunca Kağan bile susar. Çünkü Ozanın her sözünde Bilgelik ve Hikmet yatar. Ozanların parayla pulla, makamla işi olmaz onların makamı milletin yüreğidir ve öz kültürüdür.
Saxa/Yakut kadim Tanrı inancında kudreti sonsuz,kuvveti sınırsız,herşeyin yaratıcısı (Tanrı) Göğün 9.Katında bulunan Ürun Ayıı’dır. Diğer Adı ile Ayıı Tanara’dır. Diğer Göğün 8 katında bulunan Tanrısal güçler aslında bu Tek Tanrı’nın birer tecellisidir.
Göğün 9. Katında Urun Ayıı/Ayıı Tanara/Tek Tanrı’nın evi yani makamı/kürsüsü/arşı parlamaktadır. Bu Tanrı katının bulunduğu yer sekiz köşeli ışık saçan ve dönen kristal taştan ev olarak betimlenmiştir. Sekiz köşeli yıldızda bu nedenle Türk kültürüne sembol olarak yerleşmiştir.
Uçmak/Cennet, Tanrı katına yakın olduğu ve sekiz kapısı olduğu için sekiz köşeli yıldız ile Cennet betimlenmiştir.
Tanrı isminin kökeninde döndüren anlamı mevcuttur. Urun Ayıı/Ayıı Tanara/Tek Tanrı’nın yarattığı varlıklar üzerinde tecelli eden görünmeyen bağları vardır.Bu bağlar küçükten büyüğe tüm varlıkları (atomdan, yıldızlara, galaksilerden, evrene) tutmaktadır ve döndürmektedir.Bu kadim inanca göre Urun Ayıı/Ayıı Tanara/Tek Tanrı’dan ışık (tıpkı Kuran’da Nur Suresi 35.Ayette Allah Göklerin ve yerin nurudur bildirdiği gibi ) ve alkış (yaratıcı güç, bereket, rahmet) çıkar.Gördüğümüz ve görmediğimiz her ne varsa onun gücüyle yaratılır o yüzden Türk Kam ve Şamanlar Tanrıya yakarırken şöyle derler:
Ürün Ayıı/Yaratıcı Tanrı
Sen Dünyayı yarattın
Her ne varsa canlı ve cansız hepsi senin varlığındır.
Saxa Yakut Türkçesi ile:
Ürün Ayıı
En aan doydunu aybıtın
Üüner-üösküür barıta en ayıın
Araplar aşk kelimesinin “aşeka” zehirli sarmaşık kelimesinden türediğini söyleselerde Türklerde ise Aşk kelimesi “Işık” kelimesinden türetilmiştir. İslam öncesi Türkler Kam ve Şamanların ateş kültünden etkilenerek Oz tabiri kullanmışlardır. Kam ve şamanların kendinden geçip esirerek ateş etrafında dönmelerine Türkler ozlaşmak yani yanarak Tanrı katına erişmek demişlerdir. Bu nedenle halk aşıklarına Türkler ozan demişlerdir. Ozanlık geleneğinden ve kültüründen olsa gerek Hoca Ahmed Yesevi Divanı Hikmetinde, Yunus Emre Divanında, Ali Sır Nevai Sebayı Seyyar’ında, Aşık Paşa Garibnamesinde ve bir çok Türk Bilge Eren eserlerinde ilahi aşk, Tanrı aşkı yerine “ışık” tabirini kullanmışlardır:
Işk sırrını beyan kılsam aşıklara
Takat kılmay başın alıp kiter dostlar
Aşıklarnı çın dostığa canı kurban
Şevki birlen anı izlep kılur efgan
Işk sevdası başka düşse hane viran
Şeyda bolup anı izlep yörer imiş
(Divanı Hikmet Hoca Ahmed Yesevi)
Gönlüm düşdi bir sevdâya
Gel gör beni ‘ışk n’eyledi
Başumı virdüm gavgâya
Gel gör beni ‘ışk n’eyledi
(Yunus Emre Divanı)
Işk otı kim köngüldin aldı ferağ
Eşk ol otkadur su ornığa yağ
(Seb’a-yı Seyyar- Ali Şer’i Nevayi)
Eyle dutsa ışk ile Hak emrini
Kim geçirse ışk içinde ömrünü
Yoldaş olsa Tanrı’nın haslarına
Layık ola lacerem didarına
Aşıka sermaye bu aşk tapturur
Hazrete aşkdur kim anı tapdurur
Ger değil miydi ışk bir ademin
Ademiydi şöyle kalındı hemin
Ey Hüdaya Işkını ayırmağıl
Dünye ahir doğru yoldan ırmağıl
(Garibname-Aşık Paşa)
Aşkı ışığa benzettiklerinden olsa gerek ışık etrafında dönen yusufçuk böceğine bizim Türkler “kam ve şamanların ateş etrafında dönmelerinden” esinlenerek Türkler farsçadan dilimize geçen “pervane(dönen)” tabirini kullanmışlardır. Pervane ışığın aşkına kapıldığından olsa gerek döne döne ateşe atar kendini ancak Aşık için; Aşka düşmek kolay, Aşktan kurtulmak ise imkansızdır.Zira pervanenin kanatları tutuşmuştur bir kere istesede yanıp kül olmadan kurtulamaz…
Bu nedenle Orta Asyada Ozan, Anadolu da Aşık olmuş, ve aşıkların yanış öyküsünü Ozanlar Türkülerine aktarmış…
Fatih Mehmet Yiğit