Koca Karı değil Koca Karia..!

Binlerce yıldır dilden dile gelen sözcük veya tabirlerin zamanla kulaktan kulağa değişime uğraması sık rastladığımız bir durumdur.
İşte böyle azizliğe uğramış olan bir tabir de “Koca karı ilaçları” deyimidir.
Bu tabirin aslı “Koca Karia ilaçları”dır.

Büyük Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasında yaşamış karia(Karya)uygarlığının geçmişi M.Ö. 3400’lere dayanır.

Birgün karia sarayının bahçesinde çığlık duyulur. Bir haykırış. Karia kralının kızıydı bu. Yörenin en zehirli yılanı sokmuştu. 1,5 metre boyunda, kurşuni renkli engerek. Genç kız acı içinde yere yığıldı.

Yüzü morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu. Kan ter içindeydi. Hemen hekimlere gösterildi. Hekimler sonucu krala tek cümleyle özetlediler. “Maalesef.” Karia prensesi ölecekti.

Kral kahroldu. Biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu.

Prenses ateşler içinde geçirdi geceyi. Yüzü gözü şişmişti.
Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı. Hekimler genç kızın akşama kadar can vereceğini söylüyordu. Kral kızının başında, Karia’lılar da tapınaklarda dualar ediyordu.
O anda bir haber getirdiler. “Kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor.” Kral, “hemen alın içeri” dedi, “hemen!”

Aldılar. Simi Adası’ndan gelen bir balıkçıydı. Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü. Hemen, boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı, içindeki merhemi genç kızın tüm bedenine sürdü. “Üzülmeyin Kralım” dedi, “kızınız ölmeyecek, şişlikleri yarın inecek, ertesi gün de ayağa kalkacak.”

Simi’li balıkçı bu merhemi kendisi gibi balıkçı olan dedesinden öğrenmişti. Yörenin endemik otlarıyla yosun karışımı bir merhemdi. Çok zehirli balıkların soktuğu insanlarda kullanmışlar ve onları kurtarmışlardı.

Ertesi gün balıkçının dediği oldu. Genç kızın şişlikleri indi, ateşi düştü. Artık o narin bedeni titremiyordu. Bir sonraki gün ise tamamen iyileşti, ayağa kalktı.

Karia kralı hemen talimat verdi. “Balıkçıyı bulun, ailesiyle birlikte saraya getirin. Artık burada kalacak.”
Buldular. Kral Simi’li balıkçıyı saray hekimleriyle tanıştırdı. Ve ikinci talimatını verdi; “Bu topraklardaki dağları, taşları, ormanları tarayın. Tüm çicekleri, otları bitkileri araştırın. Denizlerdeki yosunları inceleyin. İlaçlar yapın, insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek. ”

Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı, işte o gün atıldı.
Derler ki, tıbbın babası Hipokrat, işte bu adımlardan yola çıktı.
Derler ki, tarihin ilk bilimsel farmakoloji merkezinin Anadolu’da kurulmasının nedeni, işte bu Simi’li balıkçıdır.
Ve hatta derler ki, yüzlerce yıl Karialılar şifalı otlardan yüzlerce ilaç yapıp, binlerce hasta iyileştirdiler.

İşte bu yüzden “Koca Karia İlacı” sözü yüzyıllardır Anadolu’da;

“Koca Karı İlacı” diye kullanılır.