Şamanizm’de Ölüm

Şaman için ölüm kaçınılan bir olay gibi görünmektedir. O, yaşam için mücadele eder ve kötü ruhların etkisiyle gelen ölüm olayını ortadan kaldırmak için ayinler düzenler (Gülensoy, 2011: 214). “Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder” (Roux, 1999: 29), cümlesinden anlaşıldığı gibi şaman yaşama değer verir, ölüm kavramını hoş karşılamadığı gibi dile dahi getirmez. Örnek olarak Altay Türklerinde konuya dair tespitler vardır. Altay toplumlarında ölmeme arzusu çok güçlüdür. Yaşama arzusunun doğal bir sonucu olarak ölüm, büyük bir felaket ve derin üzüntülere yol açan bir olaydır. Bu sebeple ölüm karşısında korkuya kapılınarak, tüm imkânlar kullanılarak ölüme çareler aranmıştır (Ölmez, 2008: 13-14).
Altay bayramı olan beyaz bayram sırasında bu durum söz konusudur. Yapılan dualardan sonra şaman şunları dile getirir: “Tanrı efendimizi korusun ve uzun süre mutluluk ve neşe içerisinde muhafaza etsin”. Tatarlar da doğum günlerinde bayram yapar ve inançları ne olursa olsun tüm topluluklar, papalar, Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar ve diğerleri efendilerinin korunması, muhafaza edilmesi ve neşe, sağlık, güvenlik, refah içerisinde uzun bir ömür geçirmesi için övgüler, şarkılar söyleyerek tütsüler ve ateşler yakarak putlara ya da tanrılara dualar eder, yakarırlardı. Kırgızlar için ölüm felakettir ki şöyle ifade edilmiştir: “Çok mutluyum, her şey iyi gidiyordu. Sonra başıma bir felaket geldi. Öldüm. Bak bu çok üzücü” (Roux, 1999: 50, 62-63).
Ölüm karşısında yapılan bir uygulama ise son derece göze çarpar niteliktedir: “Ölülerin akrabaları ve onun evinde yaşayanlar ateşle arıtılırdı… İnsanlar, hayvanlar ve çadırlar iki ateş arasından geçmek veya geçirilmek zorundaydı. Biri bir yanda, diğeri öteki yanda, iki   (şaman) kadın su serperek büyülü sözlerle şarkı söylerdi” (Roux, 1999: 101-102). Şamanın ölümden kaçması Dede Korkut’la da temsil edilmiştir. Bununla ilgili olarak şamanın ölümden kaçma mücadelesini Dede Korkut kendisi için yapmaktayken; şaman, topluma yönelik olarak hareket etmektedir. Deli Dumrul’un Azrail ile mücadelesinde ölümden kaçan şamanı simgeler (Feyzioğlu, 2004: 54).
Ölülerin ruhları da göğe yükselebilen varlıklar arasında yer alır. Şamanist düşünceye göre, sadece kozmik düzen değil insanın kaderi de Tengri’ye bağlıdır; çünkü kıtlık, sel gibi birtakım kozmik işaretlerle hoşnutsuzluğunu belirtebilir veya düşmana boyun eğdiği, kağana isyan ettiği, bir elçiyi öldürdüğü, vb. için lanetlediği insanı ölümle cezalandırabilir. Onun bu kararı ölümlü insanı eşikte olma konumuna sokar ve her an yaşayanların dünyasından ölülerin dünyasına geçebilir. Bir başka şekliyle insan bilerek veya bilmeden yaptığı bir şeyden dolayı Tengri tarafından cezalandırılabilir ve onu ölümün eşiğine getirebilir. Bu eşik konumundan çıkıp eski konumuna dönmek için doğaüstü dünyalara yolculuk ederek doğaüstü varlıkları (tanrılar, cinler) görebilen şamanın yardımıyla dualarla, kurbanlarla Tengri’yi yatıştırmaya çalışır ve kendisine kut (hayati güç, şans, uzun ömür anlamlarına gelir) vermesi için yakarır. Aynı zamanda kötü ruhların da ölüm içerisinde bir yeri vardır; çünkü insanın ruhunu ele geçiren veya bedene giren kötü bir ruh (ya da aşağı düzeyde bir tanrı) onun ölümüne yol açabilir. Şamanlar bunu engelleyici bir rol üstlenerek onu eşik konumundan çıkarmaya çalışırlar (Altuntek, 2010: 26).
Şaman, ölüm ötesi yaşama gidişinde ölünün ruhunun ona koruyuculuk yapacağı büyüleyici psikolojik bir tören yapar. Bu pek çok kültürde önemli bir noktadır. Amur nehrindeki Goldi kabilesi arasında ölüler için seremoniyi şaman yönetir. Kayıp ruh terapisinde olduğu gibi, şaman kendi ruhunu ölüye eşlik etmesi için gönderir (Hultkrantz, 2009: 4). Şamanın ritüel ölüm anını yaşaması ve yeniden dirilmesi bütün insanların yaşadığı maddi mekandan öteki aleme geçirmeye hizmet eden bir vasıta olarak görülmesine neden olmuştur. Şaman bu vasıtayı gözle görülmeyen, akılla kabullenmeyen, bilimle onaylanmayan bir dünyayı öğrenmek için kullanır. Ölüp dirilme, şaman olmanın ana temasıdır. Ölüp-dirilmede çekilen çile, şaman dünya görüşüne yeni bir anlam kazandırır. Ritüel ölüm, şamanın kutsal bilimlerine sahip olması, yani sırra ermesidir. Ölüp dirilme töreni ölümün insan yaşamını bir dereceden daha yüksek bir dereceye çıkarmayı sağladığı düşüncesi ile ilgilidir. Ölüp dirilme, yaşamda yeni bir statüye geçişle olduğu için (mesela toplumda erginlik olarak bilinen belli bir yaş grubundan diğerine geçiş, gençler statüsüne veya gizli cemiyetlere alınma vs.) şamanlar bu arada bir dizi ritüel özellikli olgulara bağlıdırlar. Yani ölüp dirilme, şaman adayının varlığın bir alt aşamasından bir üst aşamasına geçişini ruhsal olarak gerçekleştirmesidir. Asıl olarak ölüp dirilen şaman, canlıdan daha çok bir ruh şeklindedir. Nitekim ruhlarla konuşan, onları gören, onların yanına giden, onlarla pazarlık yapan şamanın vücudu değil, ruhudur (Bayat, 2006: 50-51). Ölen bir şamanın davulu ve giysileri mezarın yakınındaki bir ağaca asılır ve şamanın ölüsü ise gece zamanı ya da akşamüzeri defnedilerek; mezarın bulunduğu yere bir daha uğranılmamaya çalışılır (Gülensoy, 2011: 284).
Alıntı – Serdar Şenol