Şamanların Ruhani lideri Monguş Kenin Lopsan İle Röportaj

Tuva’da Şamanizmin Dünü Bugünü

Röp: Ekrem Arıkoğlu

E.A: Ağabey, kendinizi bize biraz tanıtır mısınız?

K.L.M: E. Arıkoğlu kardeşim, özetle bahsedeyim. Monguş Barahol denen kişinin oğluyum. Tibet laması adımı Kenin Lopsan koymuş. Doğduğum zaman başımda tüy olmadığından bana “tas” (kel) demişler. 1925 yılında Nisan ayının 25’inde doğmuşum. Doğum yerim Höndergey. Burası halk arasında “Iraajı hem” olarak bilinir. Ailemde 6 oğul, 9 kız olmak üzere 15 kardeştik. Ben çocukken ne okul ne de kağıt kalem vardı. Bir defasında okur-yazarlık kursu açılmış. Büyükler toplanmış harfleri öğreniyorlar. Büyükleri taklit ederek adımı yazdım “tas” Çubuk kalemim, kar kağıdım oldu. Üçüncü sınıftan yedinci sınıfa kadar Çadana’da okudum. Kızıl’a gelerek onuncu sınıfı burada bitirdim. Fakültede okumak için leningrad’a gittim ve Doğu Fakültesi’nin Tuva bölümü’ne girdim. Bölümün başkanı Prof. Andrey N. Kononov’tu. Biz orada Eski Türk yazısıyla beraber Türk lehçelerinin de öğreniyorduk. Azerbaycan, Özbek, Kazak, Yakut, hakas, Altay lehçeleriyle beraber Türkiye Türkçe’si dersleri de aldık. Orada Türkiye Türkçe’siyle, Tuva Türkçe’sinin benzerliğinin gördüm. Türk, Moğol, Çin tarihi dersleri aldık. Bu derslerde, bizim bu günlük topraklarımızdaki Gök Türk, Uygur, Kırgız ve daha sonra Moğol, Çin hakimiyetlerinin öğrendik. O zaman anladım ki bizim en eski atalarımız Gök Türklerdir. Yine biliyoruz ki bugünkü Anadolu Türkleri buralardan göç etmişler. Ankara, İstanbul adları bu şekilde kafamızda yer etti ve daha büyük bir anlam kazandı. Bazı kardeşlerimiz dünyanın çeşitli yerlerine göç etmiş. Biz Tuvalılar ise burada kalmışız. Türkler yayılmadan önce birçok yazılı abide bırakmışlar. Günümüzde Tuva’da iki yüze yakın yazılı taş abide var. Bunun anlamı şu: Türklerin bıraktığı yazılı taşların, heykellerin en çoğu bizim topraklarımız içinde. Daha az bir kısmı ise Altay, Hakasya ve Moğolistan’da, Tuva’daki abideler, Hanlara, beylere, ordu komutanlarına ve zenginlere yazılmış küçük şiirler ve övgü yazıları.

Eski Türklerde gök, yer, su, yüksek dağlar kutsal görülür. Bu bizim kültürümüzde aynen devam ediyor. Buna benzer birçok şey daha var. Buradan hareketle Gök Türklerin bizim en eski atalarımız olduğunun söyleyebiliriz. Yani şimdiki Türkiye Türkleriyle biz en eski kan kardeşleriz. Son yıllarda yeniden tanışıyoruz. Türkiye’den insanlar gelerek Kızıl’a lise açtılar. Buna çok memnun olduk. Çocuklarımız orada Tuva Türkçesinden başka, Türkiye Türkçesi, İngilizce ve Rusça öğreniyorlar. Komünist parti zamanında bu imkânlar olmadı. O zaman ne kadar üzüldüysek şimdi tam tersine seviniyoruz.

Fakülteyi bitirdikten sonra Tuva’ya geldim. Bilim adamı olarak çalışamadım, çünkü Şaman felsefesi komünist felsefeye aykırı düşüyordu. “Aldan Maadır” (altmış kahraman) müzesinde çalışmaya başladım. Bu arada uzun yıllar derlemeler yaptım. Edebi ve ilmi alanlardaki eserlerimi yazdım. 1982 yılında tarih fakültesinde “Tuva şamanlarının Şiirleri ve Onların Anlamları” adlı tezimi savunarak öğretim görevlisi oldum.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla “Tuva muhtar Cumhuriyeti”, “Tuva Cumhuriyeti” oldu. İlk cumhurbaşkanımızı seçtim. Bu yıl (1994) cumhurbaşkanımız Türkiye’ye giderek sizin cumhurbaşkanımızla görüştü. Eğer Türkiye Kızıl’a bir konsolosluk açmayı düşünürse, iktisadi ve kültürel alandaki ilişkilerimiz çok daha hızlı bir şekilde gelişecek.

1993 yılında Tuva’da Şamanlar Derneği’nin kurduk. Şimdi bu derneğin başkanıyım. Yine 93 yılında Tuva ve Amerika Şamanları toplantısı oldu. Bu toplantıda Tuva’da “Şamanizm Tarihinin Araştırma Merkezi” kurulması kararının aldık. Bu merkez geçici olarak müzede çalışmaya başladı. Bu şekilde çalışmalarımız olumlu yönde gelişmeler kaydediyor. Kızıl’da Lenin Caddesi 41 numarada “Düngür” (Şaman tefi) adlı merkezimizde 20 kadar şaman Cumartesi, Pazar demeden çalışarak insanları problemlerinin çözmeye, hastalıklarına deva bulmaya uğraşıyorlar. Bu şekilde Sovyetler Birliği zamanında yok edilen milli kültürümüzü yeniden canlandırıyoruz. Yakın zamanda bir kitabım piyasaya çıktı. Kitabın amacı eski kültürümüzü, geleneklerimizi gençlerimize ve çocuklarımıza öğretmek. Yine “Tuva’da Şamanizm” adlı eserim yakın zamanda çıkacak. Ömrün Tuva şamanlarının şarkılarının, dualarını, halkın destanlarının derlemekle geçti. Artık ihtiyarladım. Fakat ben ölmeden dünya Türkleri yeniden tanışmaya, karşılıklı ilişkiler kurmaya başladılar. Bu benim için mutlulukların en büyüğü.

E.A: Ağabey, günümüzde dünya Türklerinin büyük bölümüm Müslüman. Tuvalılar ise şaman inancıyla birlikte Budizm’e de inanıyor. Bu iki dinlilik nasıl oluyor? Şamanizm ile Budizm’in benzer ve farklı yönleri neler?

K.L.M: Bizim temel inancımız Şamanizm, Şamanizm ne? Bu Tuva dilinden farklı düşünülemez. Çünkü şamanların şarkıları, duaları Tuva diliyle söyleniyor. Lamaizm (Tuvalıların da mensup oldukları Budizmin bir kolu) ise Tuva’ya 17. Asrın birinci yarısında gelmiş. Lamaizmde inanç sistemleri kitaplarda yazılıdır ve bu kitaplar okunur. Şamanizmde yazılı metinler yoktur. Yine lamaizmde tapınaklar vardır. Sadece erkekler lama olabilir. Oysa kadın şamanlar da vardır. Lamaizm resmi din, Şamanizm halkın eskiden beri yaşadığı inancı. Bu şekilde Lamaizm ve Şamanizm birlikte yaşaya gelmiş Eğer kişi Lamaizme inanıyorsa lamalar Şamanizme inanıyorsa şamanlara gider. Son zamanlarda daha çok şamanlara geliyorlar. Çünkü halk en eski dinlerinin Şamanizm olduğun biliyor. Lamalar hükümetten doğrudan destek alıyor. Geçen yıl 14. Dalaylama ülkemize geldi ve halktan yeni tapınaklar yapmasını istedi. Eskiden halkımızın bize yardım edecek gücü yoktu. Bu yüzden Avrupa ve Amerika şamanlarından yardım alıyorduk. Şimdi halkla beraber hükümet de bize yardım sözü veriyor.

Günümüzde Tuva’da üç yüze yakın ehliyetli şaman var. Yetmiş kadar da genç şaman adayımız var. Bunlardan istidatlı olanlarını yetiştiriyoruz. Şamanizmle ilgili yaptığım çalışmalardan dolayı bu yıl Amerika’daki “Dünya Şamanları Merkezi” ve onun Avrupa kolu beni “Dünyanın Yaşayan Mücevheri” adlı büyük ödülle ödüllendirdi. Ödülü Avusturyalı B. Ukosiç adlı şaman, arkadaşlarıyla beraber Tuva’ya gelerek bana verdi. Bu benim için büyük bir gurur kaynağı oldu. Çünkü bu Türklerin eski dinin şamanizmin günümüzde de dikkate alındığının bir göstergesiydi.

Şamanizm, Budizmi de Hristiyanlığı da sizin inancınız olan İslamiyeti de kınamaz, karalamaz. Bunların hepsiyle birlikte, beraberce yaşar.

E.A: Amerika’da ve Avrupa’da Şamanizmin durumun nedir? Onların inançları sizinkinden farklı mı?

K.L.M: Esas olarak benzer. Ancak oralarda daha çok ilmi araştırma amacıyla Şamanizme ilgi gösteriyorlar. Şaman inancıyla yurdumuzun iklimi arasında derin bağlar var. Soğuk kış, rüzgârları bahar, sıcak yaz, açık ve parlak gökyüzü şamanların dünya görüşünün doğrudan etkileyen unsurlar. Bu yüzden Şamanizmin esas merkezi bizim yurdumuz.

E.A. Şamanlar insanları hangi yöntemlerle tedavi ediyorlar? Kullanılan ilaçlar nelerden yapılıyor?

K.L.M: Tedavide çeşitli yöntemler kullanılıyor. Şamanlar da farklı farklı. Avuç içine bakarak kişinin geleceği hakkında bilgi verenler, yüze bakarak sağlık hakkında, gözlere bakarak geçmiş hayat hakkında bilgi verenler var. Fal bakanlar, hayvanın kürek kemiğine bakarak bilge verenler var. Sıvazlama, masaj yaparak, çeşitli zil, tef çalarak tedavi edenler var. Bu tedavi malzemelerinin çoğu Sovyetler Birliği zamanında ateşe atılarak yakıldı. Çok güçlü şamanları hapishanelere attılar, bazılarının vurarak öldürdüler. Çocuklarının okullara almadılar veya ağır vergiler koydular. Aslında bu baskıları sadece şamanlarla sınırlandırmak yanlış olur. En karanlık yıllarımız komünist parti zamanıydı. Yedi yüzden fazla şaman vardı. Kırk yılda bunlardan ancak yedi tane kaldı. Bu yedi kişiden birisi yatalak, biri çok ihtiyar.

Şamanlar Türklerin kültürü, şarkısı, hayatıdır. Toplumumuzun düzenleyicisi, kültürümüzün çıkış noktasıdır. Tuva’nın havası, tabiatı, coğrafyası, dağları, nehirleri hepsi şamanları etkileyen unsurlar. Türkiye’deki insanların Müslüman olduğunun biliyorum. Böyle de olsa Türkiye’deki kardeşlerimiz gelip yurdumuzu kültürümüzü tanısınlar. Çünkü bizim yurdumuz sizin atalarımızın yurdu.

Şamanlarda tabiattan alınan çeşitli otlarda tedavi edenler de var. Eğer otlardan ilaç yaparak tedavi eden bir şamana ilaçlar dışında bir yöntemle tedavi edilmesi gereken bir hasta varacak olsa, şaman o kişiyi tedaviyi yapabilecek olana gönderir. İlaç yaparken hangi otların kullanıldığının şaman tarafından bilinir. Şaman, kendi ilaçlarının hangi hastalığa iyi geldiğinin bilir.

Bazı şamanların kendi güçleri var. Onlar hastanın ağrıyan bölgesinin tutar, ovalar. Kişinin başından, kan damarından tutarlar. Gebe kadınların üçüncü ve beşinci aylarında yapılan masajlardan sonra doğum kolaylaşır. Göz kapaklarının ters döndürerek tedavi edenler, hatta çıkan bir gözü tekrar yerine takanlar var. Kırık veya çıktığı tedavi eden şamanlar da var. Tedavide kullanılan ilaçlardan bazıları, kurt, ayı, köstebek ödleri, bu hayvanların yağları, kırık ve çıkık için balık yağıdır.

Bunun dışında “Hocaanak” denen ve gökteki kırk bir yıldızı temsil eden yıldızlar var. Bu yıldızlar dokuz bölümlüdür. Gök dokuz katlıdır ve kişinin de dokuz göğü vardır. Bu dokuz kat gökte kişinin geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanı görülür.

Tuva şamanları, kişilerin hayvanların izlerinden bakarak bu izlerin nasıl bir insana veya hayvana ait olduğunun bilirler.

E.A: Bir de taze kaynatılmış sütün yüzünün dokuz çukuru olan bir kaşıkla etrafa saçılması var. Bunun anlamı ne?

K.L.M: Eski Türklerin en önemli kültür unsurlarından biri bu ateşin, ormanın, göğün sahibine süt saçılır. Süt aktır. Ak iyiliğin, temizliğin sembolüdür. Annenin sütün yavru için en iyi olanı. Bu en iyi, en temiz yiyecek onun sahibine sunulur. Süt saçan kişinin yolu ak olur. Çocuklarının geleceği iye olur. Son zamanlarda sütlü çay da saçılıyor.

Süt dokuz güzlü kaşıkla saçılıyor. Bu dokuz göz, dokuz evreni dokuz geçidi, dokuz nehri, dokuz su başının temsil eder. En eski kültür unsurlarımızdan biri olan bu süt saçma işi de Sovyetler birliği zamanında hor görüldü.

E.A: Otuza yakın basılı veya basılmaya hazır eseriniz olduğunun biliyorum. Bunların çoğu da 1940-50’li yıllarda yapılmış derlemelerden oluşuyor. O zaman bu derlemeleri yapmak (Komünist partisinin varlığının düşünürsek) zor olmadı mı?

K.L.M: Bu çok uzun bir hikâye. Üniversiteyi bitirince Prof. Malov beni çağırdı. “Üniversiteyi bitirdin. Tuva’ya dön şamanların dualarının derle. Zaman gelecek bunlar çok kıymetli hazineler olacak” dedi. Ben buraya geldim. Çoğu zaman yaya bazen atlı hemen bütün köyleri dolaştım. Bu derlemelerin çoğunu ihtiyarlardan yaptım. Çoğu zaman gizli olarak yapmak zorunda kalıyordum. Bir defasında Kungurtug’a gittim. Ben gitmeden önce biri derleme yapmak istediğimi şamanlara anlatmış. Şamanlar korktular. Ben de kâğıt, kalemi çıkarmadım. Gece yarısına kadar sohbet ettik. Herkes uyuduktan sonra konuşulanları yazdım. Gittiğim yerlere sigaradan, iğneden iplikten hediyeler götürüyordum. Şimdi derleme yaptığım ihtiyarların çoğu öldü. Bu derlemeler sayesinde şamanlara ait bu efsaneler, dualar, şiirler kaybolmadı. Kısa zaman sonra yine bir eser yayınlayacağım. Adı “Tuva Şamanlarının Şiirleri”, Prof. Malov’un yıllar önce gördüğü zaman şimdi geldi.

E.A. Tuva şamanlarının dualarında konu ne?

K.L.M: Her şamanın duasında, şiirinde konular farklı farklı. Yere, göğe, suya, kendi atına, börküne, tefine dua edenler var. Gelen yeni yılın iyi geçmesine, malların iyi olması ve ürünün bol olmasına dua edenler var. Kısaca şamanlar her konuda dua ederler. Şamanların duaları tamamıyla şiirden ibarettir. Fakat her şaman şiirinin farklı usul ve tarzda okur. Bu şiirler rasgele okunmaz. Zamanın ve zeminin şamanın şiir okumasına uygun olması gerekir. Bunlardan başka şamanlar ölen insanların 7. ve 49. gününü yaptırır

E.A: Ölen kişilerin 7. Ve 49. Günlerinde neler yapılıyor?

K.L.M: Göktürk kültüründe kişi öldükten 7 gün sonraya kadar “bora” (gri) ruhu kişinin evinde durur. Yedinci gününde şaman ölen kişinin evine gelerek bu “gri” ruhla irtibat kurar.

Kişinin ruhu yedi gün içinde nelerle karşılaştığının şamana anlatır.

Şaman ruhla yaptığı konuşmayı ölen kişinin yakınlarına anlatır ve ruhun isteklerine yerine getirmelerine söyler. Kırk dokuzuncu günde aynı şekilde şaman ruhla konuşur. Yalnız bu sefer konuştuğu “esas” ruhtur. Bu ruh göğe de çıkabilir, yere de girebilir. Gittiği yerlerde başka ruhlarla karşılaşır. Kendi akrabalarının geçmişini ve geleceğini görmüştür. Akrabalar ne gibi kötülükler yapmıştır, bundan sonra yapacakların hangi işler kendilerini için iyi veya kötü olacaktır, ruh hepsini bilmektedir ve şamana anlatır. Şaman ruhla arasında geçen konuşmayı akrabalara nakleder. Bu gecede bulunan insanlara yemek verilir. Yedinci ve kırk dokuzuncu günlerde ateş yakıp dualar etmek bizim en eski geleneklerimizdendir.

E.A: Şamanizme göre insanların ruhu var. Peki diğer canlılar?

K.L.M: Diğer canlıların da ruhu var. Bitkinin kuruması ruhunun yok olduğu anlamına gelir. Çiçekler yolunmaz, yaş ağaç kesilmez. Tomurcuk çiçek küçük çocuğa benzer. Çiçekleri yolan bir kimsenin çocuğu hastalanır. Kısaca canlı olan her şeyin ruhu vardır.

E.A: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum ve uzun ömür diliyorum.

K.L.M: Ben teşekkür ediyorum .

(Arş. Gör. Ekrem Arıkoğlu T.K.A.E. Nisan 1995 Tuva’da Şamanizmin Dünün Bugünü Cilt XXXIII, Sayı 385 Sayfa: 286-292)