Türk Mitolojisinde Ana Tanrıça – Umay Ana

Ana Tanrıça kadim Türk mitolojisinde en çok “Tanrının hanımı” diye anılan ailenin, çocukların koruyucusu Umay’dır.
“Umay” deyimi, Türkler arasında çok yaygındır ve yakın adlarla kullanılır. Bütün Türk kavimleri Umay’ı, İyilik tanrıçası, Ana tanrıça ve Hayat tanrıçası kabul ederler. Umay imgesine, yalnızca Türk halklarında değil diğer halkların mitolojilerinde de rastlanır. Hint mitolojisinde Umay’a yakın Uma adı geçer. Uma Maxadevi (Ana ilahe) olarak adlandırılan bu mit imgenin başlangıcı, kökeni M.Ö. 3 bin yılına dayanır. Bu Hindistan’a Ari ırkının tesir ettiği devirdir. Sümerler’de olan “Hamma” da bu devre ait kabul edilir.

Orhon yazıtlarında adı geçen Umay, gümüş uzun saçlı, başında üç boynuzlu taç olan ay şeklinde betimlenmiştir.
Tanrı, Umay Iduq Yer – Sub basa berti erinç. ( T 38)
(Tanrı Umay kutsal yer / Bize gelmeyi bahşettiler.)

Oğuzlar, Umay anayı ana karnındaki bebeklerin koruyucusu olarak kabul ederler. Hatta, “Kim Umay’a hizmet ederse oğlan çocuğu olur” deyimini atasözü gibi kullanırlar.
Şorların inancında da Umay (May) bebeklerin koruyucusudur.
Teleutlar ve Şorlar Umay’ın “ülgenden” ay ışığı şeklinde iki kayın ağacı ile birlikte yere indiğine inanırlar. Ülgen-şimşek, gök gürültüsünün ekidir. Toprağın, güneşin, ayın, gök kuşağının, yıldırımın, ateşin, ilk insanın yaratıcısıdır. Yakutların efsanelerinde de Hayat tanrıçasıyla ilgili ‘iki agaç’ simgesi vardır ve bu DNA ipleri gibi bir birine sarmaş dolaş yükselen ağaçlardır…
Teleutlar ve Hakaslarda şamanlar Umay anayı “od ana” diye çağırırlar. Onlar Umay’ı aile ocağının koruyucusu olarak bilirler. (Özbeklerde de ateşe ‘ot’ denir; ateşin ‘piri’-ustasından izn alınır tandıra ekmek yapmaya başlamadan önce).
Günümüzde tanrıça enerjisinin açılışını deneyimleyen insanlarda sonsuz şefkat, uyumluluk, çalışkanlık, ruhsal arınmışlık, yaratıcılık, erdemli insanları ve ihtiyacı olan çocukları himayesine alma güdüleri birden bire artar. Bu eski zamanlarda da bilinmiş olmuştur ki, bazı efsanelerde aynen öyle kadınlar hakkında anlatılır.

Mesela, Umay ana hakkında Kazakların efsanesi şöyledir:
‘Analığın ve aile ocağının koruyucusu Umay ana, çok işgüzar bir kadındı. O, on iki kız evladı büyütmüştü. Onların her biri gittikleri her eve hoşbetlik ve uğur götürürlerdi. Bu kadınlar o kadar işseverdiler ki bir derenin suyunu kesip susuz çöllere yönlendirebilirlerdi. Onlar dağdaki çeşmeleri açıp insanların hizmetine sunarlardı.
Kızlarının insanlara yaptığı hizmetlere bakan Umay ana onlarla hep gurur duydu. Bu dünyadan göçme zamanı geldiğinde ise kızlarının canla başla halka hizmet ettiğini gördü ve onları dünyanın her yanından görünebilmesi için yüksek bir kayaya çevirdi.
Eğer insanlar onlara saygı gösterirlerse kötü olmazlar, tek olmazlar, insanlar en kötü, en çetin durumlarda bile yanlış yola sapmazlar.’
Altaylarda, Kafkas Türklerinde bazı kayalara kutsallık vermek gibi ve Umay Ana’ya tapmak için o kayalara gelmek gibi gelenek vardır…

Kumanlar’da ana karnında oluşan bebek doğana dek Umay ana tarafından korunduğuna inanılır. Doğum anında onu yardıma çağırırlar.
Kırgızlarda, “Umay Ene-Kuday Ene” kutsal sayılır. Evlatlarını savaşa gönderen analar “Seni Umay anaya emanet ettim (tapşırdım)” derler. Kuday-Hudo, tanrı anlamına gelir ve Kuday Ana – Ana Tanrıça demektir…

Çok Türk halklarında Umay’ı kanatlı olarak bilirler. Bazen kuğu, bazen humo (cennet) kuşu bazen ördek ve ya kaz şeklinde anılır.

Başkırt efsanesine göre ‘Umay, Güneş tanrısı Koyaş’ın (Kuyoş-Güneş demektir Özbek Türkçesinde de) kızıdır. Aynı zamanda Güneşle yer değiştirmiş gibidir. O, güzel, açık renkli, dağınık saçları ile dünyayı aydınlatmaktadır. Umay, Samray kuşunun iyilik gücüne sahiptir. Ölümsüz olan ve geleceği gören Umay, kızını, ötücü kuğuya çevirip kanatlı atı Ağbuzatla göğü gezer’.
Şaman köstümlerinde bazen kanatların kullanılması bundandır: Ruhsal, göksel alemlere Umay’ın yardımında kanatlanılacağına inanılır…

Sanırım, mitlerdeki görsel simgeler, gerçekte var olan, işlevsel olan Doğa güçlerinin kendisini insan bilincine yansıtmak için rüyalarda, sanrılarda, hayallerde ve şamanlar, mistikler, psişik – farklı algıları olan insanlar olduğunda duru görü yoluyla, tüm insanlarda ise rüyalarda gösterdiği görüntülerden oluşmuştur. Bu görüntüler, zamanla sözlü anlatım ve resimlerden dolayı simgeleşmişlerdir. Kültürlere sinmiş, putlar yapılmış, çanak çömleklere, kayalıklara, halılara resmedilmiş, takılar, damgalar haline gelmiş…
Toprak Ana denilen güç, kendinde yaşam güçlerini barındıran, ışığı (bilgiyi) çekim gücüyle yakalayıp, Dünya üzerinde yaşamı inşa eden, ayakta tutmakta olan ve süreci yer yüzünde Cenneti oluşturmaya doğru yürütmekte olan GÜÇTÜR. Belki bu, bazı kaynaklarda anlatıldığı gibi, Manyetizma-elektromanyetik güçtür (ona saf sevgi de denir). Bu durumda Tanrıça – gerçekten Sevgi tanrıçası oluyor ve her şeyi bir arada tutan tutkal oluyor. Tıpkı, Kadın gibi – ‘yuvayı dişi kuş kurar ya’ – toplumun, kavmin, sülalenin, ailenin tutkalı – Analar gibi…

Yazı : Nodira İbrahim Güçsav
ŞAHMARAN Mitolojik Sanat Atolyesi
Seferihisar, İZMİR